Senkron primer maligniteler onkoloji pratiğinde nadir görülmekle birlikte, tanı ve tedavi stratejilerinde önemli zorluklar oluşturur. Küçük hücreli akciğer kanseri (SCLC), agresif biyoloji ve erken metastaz potansiyeli ile seyreden bir tümördür. Renal hücreli karsinom (RCC) ise çoğu zaman insidental olarak saptanan, biyolojisi heterojen bir malignitedir. Aynı hastada eş zamanlı SCLC ve RCC birlikteliği oldukça nadirdir. Bu bildiride, senkron sınırlı evre SCLC ve erken evre şeffaf hücreli RCC tanısı alan bir hastanın multidisipliner tedavi süreci sunulmaktadır.
75 yaş erkek hasta, bilinen diyabetes mellitus, hipertansiyon tanıları ile takip edilmekte olup yeni gelişen öksürük şikayeti ile başvurdu. Yapılan tomografik incelemede; Sağ akciğer üst lob posterior segmentte 30*27 mm boyutunda spiküle konturlu solid nodüler lezyon izlendi. Tru cut biyopsi de; SCLC tespit edildi. PET CT’de; primer akciğer lezyonun haricinde; sağ böbrek orta kesimde 34*27 mm ( suv max: 8 ) kitle izlenildi. Beyin mr’da metastaz tespit edilmedi. Sağ böbrek tanımlanan lezyon tru cut biyopsi; şeffaf hücreli RCC, grade 4 olarak değerlendirildi. Hasta onkoloji konseyinde değerlendirildi, sınırlı evre küçük hücreli akciğer ca ve erken evre RCC olan hastada, prognozu belirleyecek olan durumun SCLC olması nedeni ile sistemik tedavinin akciğere kanserine yönelik olarak 4 kür karboplatin / etoposid (radyoterapi eş zamanlı ), RCC yönelik olarak da radyofrekans ablasyon (RF) yapılması planlanıldı. Kemoterapi ve RF ablasyon işlemi yapılan hasta takibe alındı.
Senkron primer malignitelerde tedavi stratejisinin belirlenmesinde, prognozu belirleyen ana tümörün doğru şekilde tanımlanması kritik öneme sahiptir. Sunulan olguda, agresif biyolojisi nedeniyle küçük hücreli akciğer kanseri prognozu belirleyen malignite olarak değerlendirilmiş ve sistemik tedavi önceliği buna göre planlanmıştır. Erken evre renal tümör ise minimal invaziv bir yaklaşım olan radyofrekans ablasyon ile başarıyla tedavi edilmiştir. Bu olgu, senkron malignitelerin yönetiminde multidisipliner yaklaşımın ve tümör biyolojisine dayalı bireyselleştirilmiş tedavi planlamasının önemini vurgulamaktadır.