Bu sunumda; cerrahi veya radyoterapi sınırlarını aşmış, yaygın nodal ve uzak metastazlı ileri evre cilt yassı hücreli karsinomlu (cSCC) bir hastada, Pembrolizumab tedavisinin etkinliğini ve dramatik yanıt potansiyelini vurgulamak amaçlanmıştır.
79 yaşında kadın hasta, bilateral zigomatik bölgede 5 yıldır var olan lezyonlar nedeniyle başvurdu. İlk biyopsilerinde sağda yassı hücreli karsinom, solda ise Bowen hastalığı saptanan hastanın 2 yıl takipsiz kaldığı öğrenildi. Tekrar başvurusunda; sağ zigomada 3 cm ülsere nekrotik kitle, solda 10x4 cm boyutunda nodüler ülsere akıntılı kitle saptandı. PET/BT’de; sol zigomada 64x24x95 mm boyutunda ciltten ekspansiyon oluşturan yumuşak doku lezyonu, sağ zigomada yüzeyi krater şeklinde ülsere, maksiller sinüs ön duvarına dek cilt boyunca tam kat uzanan 29x23x36 mm boyutunda lezyon saptandı. Ayrıca sağ servikal, bilateral submental ve mediastende (sağ üst paratrakeal, subkarinal, bilateral hiler) yaygın metastatik lenf nodları mevcuttu. Metastatik cSCC tanısı ile hastaya birinci basamakta Pembrolizumab (200 mg/3 hafta) başlandı. 4 kür sonrası yapılan değerlendirmede; sol zigomatik lezyonda tama yakın, sağ zigomatik ve tüm metastatik lenf nodlarında belirgin parsiyel radyolojik yanıt elde edildi (Resim). Tedaviye mevcut dozda devam edilmektedir.
Cilt yassı hücreli karsinomları, yüksek mutasyon yükü (TMB) nedeniyle immün kontrol noktası inhibitörlerine en duyarlı tümörlerden biridir (1). Faz II KEYNOTE-629 çalışması, metastatik cSCC’de Pembrolizumab’ın PD-L1’den bağımsız olarak %35,2 objektif yanıt oranı sağladığını kanıtlamıştır (2). Vakamızda, ileri yaş ve yüksek tümör yüküne rağmen sadece 4 kür sonunda elde edilen "tama yakın" yanıt, literatürdeki verilerle örtüşmektedir. Cerrahi ve radyoterapinin morbidite riskinin yüksek olduğu vakalarda, sistemik immünoterapi yaşam kalitesini koruyan güçlü bir seçenektir (3).
İleri evre cSCC’li yaşlı hastalarda Pembrolizumab, tolere edilebilir bir profille hızlı ve dramatik yanıtlar sağlayabilmektedir. Bu vaka, yaygın nodal ve visseral tutulum varlığında
bile sistemik immünoterapinin, hastayı agresif lokal müdahalelerden koruyarak yüksek başarı sunabileceğini desteklemektedir.