Amaç
Metastatik hormona duyarlı prostat kanserinde (mHDPK) tedaviye erken dönemde elde edilen prostat spesifik antijen (PSA) yanıtı, klinik sonuçların önemli bir belirleyicisidir. Ultrasensitif ölçüm yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla daha derin PSA yanıtlarının klinik önemi gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, tedavinin ilk üç ayında ultra-düşük PSA düzeyine (<0.02 ng/mL) ulaşımın radyolojik progresyonsuz sağkalım (rPFS) ile ilişkisini ve bu yanıtı öngören klinik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntem
Bu retrospektif çalışmaya, birinci basamak sistemik tedavi olarak androjen deprivasyon tedavisi (ADT) tek başına veya ADT ile birlikte dosetaksel ya da androjen reseptör yolak inhibitörü (ARPI) alan 323 mHDPK hastası dahil edildi. Serum PSA düzeyleri tedavi başlangıcında ve ilk üç ay boyunca değerlendirildi. Hastalar, ilk üç ayda ulaşılan en düşük PSA düzeyine göre <0.02 ng/mL, 0.02–0.2 ng/mL ve >0.2 ng/mL olmak üzere üç gruba ayrıldı. Birincil sonlanım noktası rPFS olup Kaplan–Meier yöntemi ile analiz edildi. Ultra- düşük PSA düzeyine ulaşımı öngören faktörler lojistik regresyon analizleri ile değerlendirildi.
Bulgular
Medyan yaş 68 yıl (43–88) ve medyan takip süresi 30.2 ay idi. Hastaların %50.5’inde yüksek volümlü hastalık mevcuttu. İlk üç ayda hastaların %15.5’i PSA <0.02 ng/mL, %18.9’u 0.02–0.2 ng/mL ve %65.6’sı >0.2 ng/mL düzeyine ulaştı. Beş yıllık rPFS oranları sırasıyla %89, %80 ve %18 olup gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p<0.001). Ultra- düşük PSA düzeyine ulaşım oranları ADT, ADT+dosetaksel ve ADT+ARPI gruplarında sırasıyla %12.4, %7.6 ve %20.9 idi. Çok değişkenli analizde düşük hastalık volümü (aOR: 7.20; p<0.001), tanı anında metastaz olmaması (aOR: 4.56; p<0.001) ve ADT+ARPI kullanımı (aOR: 2.37; p=0.032) bağımsız öngördürücü faktörlerdi.
Sonuç
Çalışmamızda mHDPK hastalarında tedavinin ilk üç ayı içinde ultra-düşük PSA düzeylerine (<0.02 ng/mL) ulaşılması, daha uzun rPFS ile güçlü biçimde ilişkili saptanmıştır. Ultra- düşük PSA, tedavi yanıtı için güvenilir bir sonlanım noktası olarak değerlendirilebilir ve gelecekteki tedavi yoğunlaştırma stratejilerine yön verebilir. Bu bulguların daha geniş, prospektif kohortlarda doğrulanması gerekmektedir.